Sosyolojide araştırma teknikleri

C. SOSYOLOJİDE YÖNTEM
VE ARAŞTIRMA TEKNİKLERİ

İnsanın bilme isteği ve ihtiyacı, onu yaşamının her aşamasında araştırma yapmaya itmiştir. İnsan kendisini, doğal ve sosyal çevresini tanımak ve bilmek ister. Araştırma, bir gerçeği ortaya çıkarmak, bir sorunu çözmek ya da el­deki bilgileri geliştirmek için bilimsel yöntem ve tekniklerden yararlanılarak yapılan sistematik çalışmalardır. Araştırma sürecinde izlenen yollar, araştırma so­nuçlarının doğru, geçerli ve güvenilir olup olmadığının bir göstergesidir.
Her bilim gibi sosyoloji de bilimsel yöntemi ve kendisine uygun veri top­lama tekniklerini kullanarak toplumsal yapı ve toplumsal değişme gibi "toplum­sal gerçek" hakkında bilimsel bilgiler ortaya koyar. Yöntem, bir etkinlikte bulu­nurken, bir amacı gerçekleştirirken izlenen yol ve uyulması gereken kurallar an­lamına gelir. Bir bilimin amacına ulaşmasını her şeyden önce yöntem sağlar. Yöntem, nasıl sorusuna yanıt verir. Buradaki amaç var olan gerçeği en doğru şekilde açıklamaktır. Sosyoloji de araştırdığı toplumsal gerçek hakkında geçerli ve güvenilir bilgilere bilimsel yöntem ve araştırma tekniklerini kullanarak ulaşabi­lir.
Araştırdığımız konuya uygun yöntem seçildikten sonra bu yöntemi uygu­layabilmek için birtakım araştırma teknikleri seçilir. Araştırma teknikleri, araş­tırma konusuna uygun olarak bilimsel yöntemin uygulanmasını sağlar. Böylece, incelenen konuyla ilgili değerlendirmeler yapabilmek için birtakım veriler elde edilir.
Yöntem ile araştırma tekniği arasındaki fark, strateji ile taktik arasındaki
farka benzer. Strateji, hedefler belirlemek ve hedeflere ulaşmak için çeşitli yol­lar denemektir. Taktik, stratejik planı gerçekleştirmek için yararlanılacak araç­lardan oluşur. Bunun gibi yöntem, başlangıçta belirlenen hedeflere ulaşmak için saptanan ilkeleri ifade eder. Teknik ise bu planı gerçekleştirmede kullanılan araçlardır. Örneğin, herhangi bir araştırmada, araştırma tekniği olarak anket, gö­rüşme, gözlem gibi araçlar kullanılır.

1. BİLİMSEL YÖNTEM

Bilim, bilimsel yöntemle elde edilen sistematik bilgiler bütünü olarak ta­nımlanabilir. Bilimsel yöntem, "doğal ve toplumsal gerçekliği tanımak, açıkla­mak ve bu gerçekliğin yasalarına ulaşmak amacıyla izlenen sistemli bilgi edin­me yoludur". Genel olarak, tüm bilimlerde kullanılan bilimsel yöntemin teme­linde iki akıl yürütme ilkesi vardır:
Tümevarım (endüksiyon) ilkesi, tek tek gerçekleşen olayların gözlen­mesiyle, bunlara ilişkin genel yasalara ulaşma yoludur. Zihnin özelden genele doğru yaptığı bir akıl yürütmedir. Bu yolla, birbirine benzer olayları gözlemle­yerek bu olaylar hakkında genel sonuçlara ulaşabiliriz. Örneğin; 1960, 1970 ve 1980 yıllarında enflasyondan dolayı toplumsal sorunların arttığını gözlemlemişsek, enflasyonun toplumsal sorunları artırdığı gibi bir genel sonuca ulaşabi­liriz.
Tümevarımsal akü yürütme yoluyla çıkarsama yapmaya,
Durkheim'ın "İntihar" adlı çalışması da örnek gösterilebilir. Bu çalışmada Durkheim, farklı ülkelerde intihar olaylarını gözlemlemiş ve bu tek tek olan olaylardan intihar hakkında genel sonuçlara ulaşmıştır. Örneğin, birçok ülkede bekarların evlilere oranla daha çok intihara kalkıştığını gözlemlemiş ve "Bekarlarda evlilere oranla intihar etme eğilimi daha yüksektir." gibi genel sonuca ulaşmıştır.
Tümdengelim (dedüksiyon) ilkesi ise bir anlamda tümevarım ilkesinin tam tersidir. Tümdengelim, genel bir ilkeden hareketle özel olayları açıklama yoludur. Bu yolla zihin, genelden özele doğru bir akıl yürütme yapar. Örneğin "Enflasyon artarsa toplumsal sorunlar artar." ilkesinden hareketle, bu yıl enflasyonun yüksek olduğu görülürse, o zaman toplumsal sorunların artacağını söylemek mümkündür.
Elbette ki savaşlar sadece göçlere neden olmaz ya da bütün göçler savaş­lar sonucu gerçekleşmez. Bilindiği gibi, bir toplumsal olayın birden fazla nedeni­ ve sonucu olabilir. Yukarıdaki örnek, bu neden ve sonuçlardan sadece birini göstermek için kullanılmıştır. Göçlerin sadece savaşlarla oluştuğu gibi bir sonuca ulaşmamıza neden olmamalıdır.

BİLİMSEL ARAŞTIRMANIN TEMEL AŞAMALARI

Bilimsel bir araştırmada izlenen yol, gözlem, hipotez (varsayım), deneyleme ve genelleme (kuram ve yasa) aşamalarını kapsar.
Gözlem.......Hipotez.....Deneyleme.....Kuram ya da yasalara ulaşma
GÖZLEM:
Gözlem bir araştırmaya başlamadan önce, araştırmacı neyi araştıracağını, neleri konu ya da sorun edeceğini önceden belirler. İncelenecek olgular ve bu olgular arasındaki ilişkiler belirlenir ve sınıflandırılır. Bu anlamda araştırma gözlemle başlar. Öyleyse bilimsel bir araştırmada, araştırılan konuyla ilgili ilk önce gözlem yapılmalı, daha sonra bu gözlemlere dayanarak konu ile ilgili hipotezler oluşturulmalıdır. Ancak bu gözlemler ile elde edilenler henüz geçerli bilgiler değildir. Hipotezler hazırlanırken özellikle tümevarım ilkesi önem kazanır.
HİPOTEZ: Hipotez (denence), doğruluğu ya da yanlışlığı kesin olmayan, kanıtlanmak üzere ortaya atılmış, araştırmacının geçici açıklaması demektir. Hipotez, araştırmacıya neyi araştıracağını, neleri ispatlamaya çalışacağını gösterir. Hipotezler şu özellikleri sahip olmalıdır. Mantıksal ve akla uygun olmalı....Gözlenebilir ve kanıtlanabilir olmalı.......Hipotezlerin kavramları açık seçik tanımlanmalı........Uygulanabilir olmalı
Örneğin, bir sınıftaki öğrenciler arasındaki ilişki derecesini anlamak amacıyla bir araştırma yapıyoruz. Öncelikle, daha önceki gözlemlerimizden ve bilgi birikimimizden yararlanarak birkaç hipotez oluşturabiliriz.
1. Hipotez: “Sınıftaki öğrenciler arasındaki benzerlik artıkça, sınıf içi uyum da o oranda artar.”.
2. Hipotez: “Sınıftaki uyum derecesi yüksekse öğrencilerin kurallara aykırı davranma olasılığı da düşecektir.”.
Yukarıda ileri sürdüğümüz hipotezler doğru mudur henüz bilmiyoruz. Araştırmadaki amacımız, bu hipotezlerin doğru olup olmadığını anlamaktır. Bunu anlayabilmemiz için bir başka aşamaya,, deneyleme aşamasına geçmek gerekir.
DENEYLEME: Deneyleme, ileri sürülen hipotezlerin sınanması aşamasıdır. Olgular arasında ileri sürülen ilişkilerin, var olup olmadığını kanıtlamaya çalışmaktır. Sosyolojik araştırmalarda, hipotezlerin deneyle kanıtlanması çoğu zaman olanaklı değildir. Deney çoğunlukla doğa bilimlerinde kullanılır. Doğanın yavaş gelişen bir yapıda olması gözlem ve deney olanaklarını sağlayabilmektedir. Aynı zamanda doğanın yavaş değişmesi, doğa olaylarının tekrarını da olanaklı kılar. Böylece doğa bilimci, aynı olayları doğada tekrar tekrar gözlemleyeceği gibi laboratuvar koşullarında da doğa olaylarını tekrarlayabilir. Toplum ise doğaya oranla çok daha hızlı değişir. Koşullar daha hızlı değiştiği için aynı şeyleri tekrarlama olanağı yoktur. Bu nedenle sosyoloji alanında deney tekniğinin kullanılması düşünülemez. Ancak bu durum, sosyolojinin sonuçlara (bilimsel kuram ve yasalara) ulaşmasını engellemez.
Sosyologlar, kendi konularına uygun olarak birtakım araştırma teknikle­rinden yararlanır.
Anket, monografi, görüşme, sosyometri, gözlem gibi veri top­lama teknikleri sosyolojik araştırmalarda en çok kullanılan tekniklerdir.
Örneğin, diyelim ki katılımlı gözlem tekniğini veri toplamak amacıyla seçiyoruz. Gözlem, araştırılan konunun doğal ortamı içinde incelenmesini sağ­layan bir veri toplama tekniğidir. İnsanlara, "Neden böyle davranıyorsunuz?" gi­bi sorular sormak yerine, neden ve nasıl o şekilde davrandıklarını gözlemlemek daha geçerli sonuçlara ulaşmaya neden olur. Gözlem, günlük, sıradan olaylar üzerinde yapılabileceği gibi en karmaşık laboratuvar deneylerini de kapsamına alabilen bir tekniktir. Gözlem,basit ve sistematik olmak üzere iki şekilde yapılır.
Basit gözlem, standart bir tekniğe dayanmayan, tekrarlanması rastlantı­lara bağlı olan gözlemdir. Küçük toplulukları (köy, okul gibi) ya da belirli ku­rumlarda çalışanların yaşam biçimlerini, davranış ve tutumlarını incelemeye yarayan bir veri toplama tekniğidir. Basit gözlem, katılımlı ve katılımsız göz­lem olmak üzere ikiye ayrılır. Katılımsız gözlemde araştırmacı, incelediği olay­lara bir etkide bulunmaksızın dışarıdan gözlemleyici durumundadır. Katılımlı gözlemde ise araştırmacı bizzat olayın içindedir. Olaylar kendi akışı içerisinde incelenir.
Sistematik gözlem, standart araçlarla toplanan verileri denetleme olana­ğına sahip bir tekniktir. Gözlemci, alana çıkarken hangi noktalarda bilgi topla­yacağını belirten bir çizelgeye sahiptir. Ayrıca sistematik gözlemde, kayıt yap­mak için teyp, fotoğraf makinesi ve kamera gibi araçlar objektif bilgi sağlama­da yardımcı olur.
Araştırma konumuza uygun olarak yukarıdaki örnekte katılımlı gözlemi seçtiğimize göre, sınıfa bir öğrenci olarak ya da bir öğretmen olarak girebiliriz. Ancak, öğrencilerin bizim hangi amaçla gruba katıldığımızı bilmemeleri gerekir. Katılımlı gözlem yoluyla,
sınıftaki öğrencilerin birbirleri ile ilişkileri hakkında birtakım veriler elde edebilmemiz mümkündür.
KURAM YA DA YASALARA ULAŞMA: Araştırdığımız konu hakkında ulaştığımız veriler aracılığıyla birtakım kuramlar, kuramların test edilip doğrulanmasıyla da bilimsel yasalar ortaya konur.
Kuram (teori), hipotezlerin doğrulanması sonucunda ortaya atılan, ge­çerliliği ve güvenirliği bilimsel yöntemle saptanmış, iç tutarlılığı olan bir ge­nel bilgi ve açıklama düzenidir. Her bilim dalı çeşitli kuramlara dayanır. Ku­ramlar yapılan araştırmalarla devamlı olarak sınanır ve toplum değiştikçe zo­runlu olarak değişirler. Kuramlar belli bir süre bilim adamlarının toplumsal olayları açıklamalarına yardımcı olur. Yasa (kanun), bilimsel bir araştırmada gözlem ya da deneyleme sonuçlarıyla doğrulanmış bir genellemedir. Hipotez­lerden kuramlara, kuramlardan da kanunlara ulaşılır. Yasalar matematiksel for­müllerle ifade edilir.

HİPOTEZ...... KURAM...... YASA
HİPOTEZ
(Henüz doğrulanmamış önerme) KURAM (TEORİ) (Kısmen doğrulanmış hipotezler sistemi) YASA (Doğrulanmış kuram)

a . BİLİMSEL ÇALIŞMALARDA ÖN KABULLER

Bir araştırmaya başlamadan önce, yapılacak araştırma ile ilgili birtakım genel yargılar ve önermeler ön kabulleri oluşturur. Bilimsel araştırmada uyulması gereken ön kabuller şunlardır:
1. SOMUTLUK İLKESİ: Sosyoloji, yeri ve zamanı belirli olaylardan hareket eder. Doğa ötesi (metafizik) konularla ilgilenmez. Toplumsal olaylar da soyut değil, aksine somut olarak algılanabilen değişimlerdir. Ancak, her somut olayın kendine özgü özellikleri vardır. Örneğin, bir top­lumda "aile yapısı" ile ilgili araştırma yapan bir sosyolog, köy ve kent aileleri­nin farklı olduğunu göz önünde tutmalıdır. Bu yüzden, araştırma konusu olan her örneği kendi koşulları içinde incelemek gerekir.
2. NESNELLİK (OBJEKTİFLİK) İLKESİ: Bilimsel çalışma nesnel olmalıdır. Nes­nellik, araştırmacının araştırma sırasında birtakım ön yargılarından, inançların­dan, değerlerinden ve arzularından arınması demektir.
Hepimiz, çoğu zaman "var olan" olayları görmek yerine, olayları ''ol­ması gerektiği" gibi görürüz. Oysa olayları olması gerektiği gibi görmek,
asıl gerçeği gözden kaçırmak demektir. Araştırma sonucu elde edilen bulgular araştırmacının inanç ve değerlerine ters düşse bile, tarafsız davranmaktan vazgeçmemek, geçerli ve güvenilir sonuçlara ulaşmayı sağlayan en önemli et­kendir.
Kendi çıkarlarını öne çıkarmayan sayısız bilim adamı vardır. Örneğin, Or­ta Çağ Avrupa'sında bir astronomi bilgini olan Giordano Bruno (Cordano Buruno), ileri sürdüğü bilimsel sonuçlardan dolayı engizisyon mahkemelerinde yargılanmıştır. Bu görüşlerden vazgeçmediği için ateşe atılarak yakılmıştır. Bru­no gibi bilim adamları olmasaydı, belki de insanlık çok daha ilkel bir yaşam sür­mek zorunda kalacaktı. Bu yüzden bilim adamları kendi çıkarlarını bir tarafa bı­rakıp var olan gerçeği nesnel olarak yansıtabilmelidir.
3. BİLMEDİĞİNİ VAR SAYMAK İLKESİ: Bu ilke, nesnellik ilkesinin uygula­nabilmesi acısından da önemlidir. Eski bilgilerimizi bir tarafa koyarak yeni bir araştırmaya girersek, araştırdığımız konuda tarafsız ve ön yargısız davranma olasılığı da artacaktır. Örneğin, köyler üzerinde araştırma yaparken araştırma­cının kendi bildiği birkaç köy modelinden hareket etmesi ve bu bilgilere daya­narak genellemelerde bulunması yanıltıcı sonuçlara ulaşmasına neden olacak­tır.
4. KONUNUN SINIRLANDIRILMASI İLKESİ: Toplumsal olaylar bir bütündür. Bir olayı diğerinden kesin çizgilerle ayırmak mümkün olmadığı gibi doğru da değildir. Ancak, tek bir araştırma yaparak herhangi bir konuyu bütünüyle anlaya­bilmek de olanaksızdır. O halde bir araştırmacı, incelediği konunun sınırlarını çizmeli ve neyi araştıracağını belirlemelidir. Aynı konunun diğer yönleri baş­ka araştırmalarla tamamlanabilir. Konunun sınırlandırılması, öncelikle araştır­manın tamamlanabilmesi için önem taşır. Zaman, emek, masraf yönünden or­taya çıkabilecek güçlükler ancak araştırma konusunun sınırlandırılması ile aşı­labilir.
Diyelim ki Türkiye'deki eğitim sistemi üzerinde bir araştırma yapıyoruz. Bu amaçla öğrenci ve öğretmenlerin düşünce ve yaklaşımlarını öğrenmek istiyo­ruz. Öncelikle araştırmayı ilköğretim düzeyinde mi, yoksa lise veya üniversite düzeyinde mi yürüteceğimizi belirlemek zorundayız. Bunlardan birini belirledi­ğimizde konuyu sınırlandırmış oluruz.
Eğitim sistemini etkileyen birçok etken vardır. Ancak tek bir araştırmada bütün etkenleri incelemek mümkün değildir. O halde, araştırma konusu olarak seçilen bir toplumsal olayın diğer toplumsal olaylarla ilgilerini, neden-sonuç ilişkilerini toplumun bütünü ile bağlantılı olarak ortaya koymak gerekir. Böyle­ce incelenen konuyla diğer toplumsal nedenler arasındaki ilişkiler gözden kaçırılmamış olur.
5. TOPLUMSAL OLAYLARIN DEĞİŞEBİLİRLİĞİ İLKESİ: Değişmenin temel bir ger­çeklik olduğu gerek doğa bilimlerinde, gerekse insan bilimlerinde bir ön kabul olarak alınır. İlk çağ filozoflarından Herakleitos (Heraklitos, M.Ö. 540-480) "Aynı ırmağa iki kez girilmez." sözüyle her şeyin durmaksızın değiştiğini anlat­mak istemiştir. Gerçekten de evrende doğal, toplumsal ve düşünsel tüm süreçler değişkendir.
Toplumsal yapının tanımak istediğimiz bir kesitini yalnız şu anki duru­muyla değil, tarihsel değişme süreci içindeki durumuyla da incelemek gere­kir. Bu yüzden bir araştırmacı toplumun sürekli değiştiğini göz önünde tutma­lıdır.
6. NEDENSELLİK İLKESİ: Bilimsel çalışma yapanların göz önüne almak zo­runda oldukları bir başka ilke nedenselliktir. Durkheim, "Sosyolojik Yöntemin Kuralları" adlı çalışmasında, bir top­lumsal olgunun belirleyici nedenini bireylerde değil, ondan önceki toplumsal ol­gularda aramak gerektiğini belirtmiştir. Toplumsal yapıda hiçbir grup, kurum ya da ilişki yoktan ortaya çıkmaz. Hepsinin dayandığı bir başka toplumsal olay vardır. Doğada olduğu gibi, top­lumda da belirli koşullar altında belirli nedenler, belirli toplumsal sonuçlar doğurur. Örneğin, sanayileşmekte olan toplumlarda artan işsizliğin, kente ya da başka bir ülkeye göç gibi birtakım toplumsal sorunlara neden olduğu belirlen­miştir.

B . BİLİMİN NİTELİKLERİ

İnsanoğlu, sürekli olarak yaşamı güvenilir ve rahat kılma, dünyayı anla­ma çabası içerisinde olmuştur. Bu çabaların amacı, hem var olan gerçekleri öğ­renmek hem de doğayı kendi denetimi altına alabilmektir. Bilimsel gelişmeler, insanlığın yaşam koşullarını iyileştirme olanakları sunduğu gibi akılcı ve ger­çekçi düşünme olanaklarının yolunu da açmıştır. Bilim, gözlenebilir olgulardan hareket eden ve bu olgular arasında neden-sonuç ilişkileri kurmaya çalışan sis­temli bilgiler bütünüdür. Herhangi bir çalışma alanının gözlenebilir ya da deney­le ispatlanabilir bir konusu yoksa o etkinlik bilim sayılmaz. Sistematik bilgiler bütünü olarak tanımladığımız bilimi niteleyen özellik­leri şu şekilde sıralayabiliriz:
BİLİM KESİNDİR. Bilimsel çalışmalarda, bir olay hakkında birtakım yasala­ra ulaşılmışsa aksi kanıtlanana kadar bilim, o bilgiyi kesin olarak kabul eder. Bu durum, bilimin olasılıklı kesinliğe sahip olduğunu gösterir. Bilimin amacı, kesin sonuçlara ulaşarak birtakım yasalar ortaya koymaktır.
BİLİM SEÇİCİDİR. Her bilim sadece kendi araştırma alanına giren konular­la ilgilenir. Örneğin, insan bilimlerinin hepsi insanın bütün özelliklerini ele al­maz. Psikoloji insanın davranışlarını, sosyoloji insanın toplumsal yaşamını, ekonomi insanın üretim faaliyetini, antropoloji ise insanın kültürel gelişimini ele alır.
BİLİM MANTIKSALDIR. Araştırmalar sonucunda elde edilen bilgilerin bir­biriyle çelişmeyip doğrulanması, kısaca bilgilerin kendi içinde tutarlı olması­dır.
BİLİM EVRENSELDİR. Ulaşılan sonuçlar her yerde geçerlidir. Bilim, aynı cinsten ve ortaklaşa niteliklere sahip olan olaylar grubunu incelediği için elde et­tiği sonuçlar geneldir. Bu nedenle evrensel sonuçlara ulaşır. Örneğin, bilimsel bilginin katı, sıvı, gaz vb. cisimler hakkında yaptığı açıklamalar, aynı cinsten olan bütün sıvılar, katılar ve gazlar için geçerlidir.
BİLİM SİSTEMLİDİR. Bilim gelişigüzel bir şekilde değil, bilimsel yöntemi ve araştırma tekniklerini kullanarak sonuca ulaşır.
BİLİM GENELLEYİCİDİR. Bilim araştırma konusunda geneli arar, tek tek olay­larla değil, bunlar arasındaki ilişkilerle ilgilenir. Birbirinden kopuk ya da arala­rında bir bağlantı yokmuş gibi görünen olaylar arasında ilişki kurar.
BİLİM ÖNGÖRÜ SAĞLAR. Araştırmalar sonucu elde edilen sonuçlar kullanıla­rak bilim birtakım öngörülerde bulunur. Örneğin, bir sosyolog, köyden kente göç artarsa, kentlerde ne tür sorunların yaşanabileceğini önceden tahmin edebilir. Ancak bu tahmin, falcıların ya da astrologların yaptığı gibi temelsiz olarak değil, bilimsel verilere dayanılarak yapılır.

C . SOSYOLOJİNİN BİLİM OLDUĞUNUN GÖSTERGELERİ

Yukarıda, bilimin temel ön kabullerini ve niteliklerini aktarmıştık. Bu il­keler tüm bilimlere özgüdür. Sosyoloji de bu özellikleri içine alan bir bilim nite­liği taşımaktadır. Bir bilgi alanının bilim kimliğini alması için;
■ Kendine özgü gözlenebilir konusunun olması,
■ Bilimsel yöntemi uygulaması,
■ Kendine özgü araştırma tekniklerinin olması gerekir.
Diğer bilimler gibi sosyoloji de konusuna giren olay ve olguları inceler­ken bilimsel yöntemi kullanır. Konularını araştırırken varsayımlar kurar, varsa­yımları araştırma teknikleriyle doğrulayarak birtakım kuram ya da yasalara ula­şır. Gelecekle ilgili ön görülerde bulunur.
Aynı zamanda sosyologlar toplumun durmaksızın değiştiğini göz önünde tutar. İnsan ilişkileri değişken ve göreli bir özellik gösterir. Öte yandan, sosyo­loglar, bu değişken koşullarda bile araştırdığı konu ile ilgili birtakım genelleme­lere ulaşabilirler. Çünkü, sosyolojinin incelediği konular soyut ve anlaşılmaz değil; somut, gözlenebilir ve ölçülebilir konulardır. Sosyoloji, tıpkı diğer bilimle­rin yaptığı gibi, toplumsal olaylar hakkında
neden - sonuç ilişkisi kurmaya çalı­şır. Bunu yapabilmek için, bilimsel yöntem ve araştırma tekniklerini kullanması gerekir ki bu da sosyoloji için düşünüldüğünde kendisinde var olan bir özellik­tir.
Sosyoloji "olması gereken"le değil "olan" ile ilgilenir. Diğer bilimlerde olduğu gibi sosyoloji de değer yargılarından uzak durur. Sosyoloji, toplumsal ol­guları betimlemeye ve aralarındaki ilişkileri bulmaya çalışır.
Sosyoloji açısından tek sorun,
araştırmacının nesnel olup olmaması konu­sunda ortaya çıkabilir. Çünkü sosyolog, aynı zamanda incelediği toplumun bir parçasıdır. Bu yüzden, kendisini toplumdan ayırabilmesi ve incelediği konuya tarafsız olarak yak!aşabilmesi oldukça zor bir süreçtir.
Sonuç olarak sosyoloji; konusu, yöntemi ve kendine özgü teknikleri olan bir bilimdir. Diğer bilimler arasında hak ettiği yeri almıştır.

Yorum Yaz